Genel Sinema

Gerçekliğin Mizah İle Bütünleşmesi: Hababam Sınıfı

Tarafından yazılmıştır Şevin Çetiner

Andre Bazin sinemayı tanımlarken gerçeğin sanatı olarak nitelendirir. Var olan gerçek ile bir bütünlük taşıdığını, gerçeğin anlamını içeresinde barındırdığını ve tüm gerçek sanatların ilki olduğunu dile getirir. Sinemaya gerçekliğe baktığımız gibi bakarız. Her ortaya çıkan film aslında sanatın bir parçası olmuş durumdadır. Çünkü mevcut bir kompozisyon (renk, şekil, biçim kamera, resim…) vardır. Filmler düşünmeye bir çağrıdır ve sanatsal değerlerinin bir ölçütü de buradadır. İzleyenlerin hayatlarına ayna tutan,  bu sayede gelişimlerine yardımcı olan bir ilham kaynağı gibi düşünülebilirler.

Sinema sosyolojik bir oluştur aynı zamanda. Toplumun her dalıyla ilişkilidir. Ama sinema toplumu tatmin etme gayesi taşımaz, aksine tatmin olmadığımız müddetçe kafamızda farklı sorular üretme şansı buluruz ve üretkenleşiriz.

Topluma yaratıcı güç veren bir diğer dal ise felsefedir. Felsefede kişinin kendini gerçekleştirmesinin temelinde yatan sorgulama vardır. İnsan sorgulayarak elde ettiği verilerle mutlu olur. Ama malesef günümüzde tüm insanlığın mevcut durumu Platon’un da belirttiği gibi “Mağara Alegorisi” dir. Hepimiz mağaralarda yaşıyoruz. Var olan gerçekliği göremiyoruz, görmemizi engelleyen şeyler var; ön yargılarımız, alışkanlıklarımız, genelleştirmeler, semboller… Bütün bunların hepsi aslında bu mağarada ve bizler de bu mağaralar içerisinde yaşıyoruz. Bu mağaraların dışına çıkmanın tek kurtuluşu ancak ve ancak mağaraların içerisine girmek ile mümkündür yani sinemanın içerisine girmek ile mümkündür… Mağaradan çıkmak için içerisine girmek, aynı zamanda bulunduğun durumun farkına varabilmek gerekli olan husustur. Bu farkındalık içinde bazen karanlık odalara, karanlık sinema salonlarına ihtiyaç duyarız. Nihayetinde bu salonlar da birer mağara simgesi olarak kabul edilebilir ve bu kabul ediş bizleri yaşama daha farklı perspektiflerden bakabilmek için yol gösterici olur. Mağaranın sonundaki ışığı görebilme umuduyla…

Büyük usta Rıfat Ilgaz’ın  mizahi bir anlatımla  yazdığı güldürürken düşündürdüğü temelde var olan eğitim ve öğretim sürecinde olmaması gereken davranışların yergisini yaptığı, sistemdeki eksikliklerin şahıslara indirgenerek çözülemeyecek kadar ipin ucunu çoktan kaçırmış olduğumuzu anlatan, aynı zamanda sanatsal ve felsefi değerleri içinde barındıran, çok boyutlu düşünebileceğimiz Hababam Sınıfı’nı ele alalım. Rıfat Ilgaz’ın eğitim sistemindeki yanlışlıkları anlattığı bu eserinin bu denli başarılı olmasının sebebi, kendisinin de var olan sistemin dayattığı sorunlara ve yanlışlara maruz kalmasıdır. İdealist bir öğretmeni canlandıran Mahmut Hoca’da Rıfat Ilgaz’ın kendisini görmek mümkündür.

Filmde Yer Alan Karakterlerin Analizi

Mahmut Hoca:

Uçsuz bucaksız bir deniz, koca koca dalgalar ve bir sörfçü düşünün. Sörfçü dalgalar üzerinde dalgaları durdurabilir mi? ya da dalgalar  ile birlikte sörf yapabilir  mi? Yoksa dalgaların şiddetine dayanamayıp yitip gider mi ? Sörfçü dalgaların hırçın şiddetiyle içerisinde bulunduğu duruma çözüm yolları bulmaya çalışırken elinden gelenler sınırlıdır bu nedenle  mevcut duruma adapte olur diyelim. Hababam Sınıfı’nda gördüğümüz Mahmut Hoca da böyle bir karakter diyebiliriz aslında.

Mahmut Hoca idealist aynı zamanda otoriter ve kuralcı bir okul müdür muavinidir. Öğrencilerini çok seven, sevgisini belli etmeyen, ederse bunun suistimal edileceğini düşünen mesafeli, disiplinli bir öğretmendir… Didaktik bir karakteri vardır. Çocuklara her şeyi öğüt ve ceza yöntemiyle öğretmeye çalışır. Aynı zamanda çocuklara güven veren, iyi bir gözlemci, fedakar, öğrencilerinin yardıma ihtiyacı olduğunda onlara destek olan bir öğretmen diye tanımlayabiriz.

Hafize Ana:

Okulda temizlik görevlisi olarak bilinen bir karakterdir. Eğitime ayrılan bütçenin okulun yararına değil, çıkarcı idarecilerin kendi yararına kullanması sonucunda mevcut bütçe kısıtlanır, bu da okuldaki birçok işin yükünü Hafize Ana’nın gögüslemek zorunda kalmasına neden olur. İşini içtenlikle ve tüm samimiyeti ile yapar. Hababam Sınıfı’na sevgiyle ve anaç tavırlarıyla yaklaşır, Hababam Sınıfı  kimi zaman bu durumu suistimal eder.

Eğitimin öncelikli amacı ilgi göstermeyi öğrenmemiz ve öğretmemizdir. Hafize Ana ilgiyi, özeni, sevgiyi yaşamanın temeline alarak biz eğitimcilere eğitimin yalnızca derslerle sınırlı olmadığını gösterir. Hafize Ana karakteri ayrıca, bizlere ülkemizde gelir dağılımındaki eşitsizliğin yarattığı sorunsalları farklı pencerelerden sunar: Hayat şartlarının zor oluşunun yanı sıra  emeğinin karşılığını alamayışı, emeğinin sömürülmesi ve bu durumun kanıksanmış olmasını gözler önüne seriyor.

 Hababam Sınıfı:

Haylaz, tembel ve yaramaz olarak ün kazanmış Hababam Sınıfı ve karakterleri aslında sosyal sistemin sorunlarının, gelir eşitsizliğinin, sevgisizliğin ve ilgisizliğin ürünüdürler. Her bir karakterin yansıttığı birer hayat öyküsü vardır. Bu hayat öyküleri farklı toplumsal sorunların bir yansımasıdır. Bu karakterlere doğru bir eğitim anlayışıyla yaklaşıldığında zekalarını, yeteneklerini, güzel duygularını, yaratıcılıklarını, kısaca  potansiyellerini açığa çıkarırlar.

Müdür:

Eğitimin piyasalaşması, okulların ticarethaneye dönüşmesi, idarecilerin okulları ticarethane gibi yönetmesi öğrencilerin birer sermaye birikimi aracına dönüşmesine yol açar. Müdür karakteri de eğitime tüccar zihniyeti ile yaklaşır. Onun için öğrenciler bir müşteridir, Hababam Sınıfı öğrencilerine bir eğitimci gibi yaklaşmaz; onların tembelliklerini, haylazlıklarını, aşağılayarak şiddet uygulayarak ceza vererek dizginleyebileceğini sanır.

Filmdeki Sahneler Üzerine

 

Ekonomik koşulların yetersizliğinden dolayı görev yapamayacak kadar yaşlanmış ve sağlık sorunları yaşayan öğretmenler bulunur ve genç öğretmenlerin talep  ettiği ücretler karşılanamaz. Okuldaki bu durum eğitimin niteliğini düşürür, sınıfın yönetimini ve otoritenin sağlanmasını engeller.

Mahmut Hoca’nın öncesinde mevcut bir otoritenin varlığı söz konusu değildir ancak müdür muavini geldiği zaman bu otoriteyi kurmaya çalışır. “Siz Mahmut Hoca iseniz biz de Hababamız” gibi bir algıyı doğurur ve zıtlaşma baş gösterir. Film bu zıtlaşma ile devam eder.

Öğrencilerin okul içerisinde sürekli olarak sorun çıkarmasının nedenlerinden biri aile bağlarının zayıf oluşudur. Aileler sorumluluklarının sadece parayı verip okula göndermek olduğu yanılgısına düşerler. Öğrencilerin ilgisizlik ve sevgisizlikten dolayı hatalar yapmasına kaynaklık ederler.

Filmin bir sahnesinde ise öğretmenin yazılı yoklama yapacağını söylemesi öğrencilerde kaygı ve korkuyu doğurur. Kendilerince sorun olan bu duruma çözüm getirmek amacıyla öğretmenlerinin manevi duygularını kullanarak, sınıf içerisinde I. Dünya Savaşı’nı canlandırırlar. Filmde öğrencilerin sorunlu davranışları kadar öğretmenlerin hataları da göze çarpmaktadır. Eğitim sisteminin çarpıklığının bir yansıması olarak öğrenciler derslere öğrenmek için, bilgi almak için, hayatı anlamak ve dünya algılarını, ufuklarını geliştirmek için girmezler; aksine dersler öğrenciler için dayatılmış bir uygulamadır. Öğretmenler ise bu durumu aşmak için harekete geçmezler, bu duruma çözüm getirmek yerine mevcut durumu sürdürürler. Öğrencilerin bilgiden, bilgilenmekten ve  öğrenmekten zevk alacakları bir yol ve yöntem üretmezler.

Öğrencilerin okuldan kaçması Mahmut Hoca’nın öğrencilerini ceza yöntemiyle dizgine getirmesine ve otoriteyi bu şekilde korumaya çalışmasına neden olur. Bu yöntemler kimi zaman onur kırıcı olur oysa cezanın verilmesi yerine bu durumda daha yapıcı davranılabilir. Öğrencilerin okulu bir hapishane ve kendilerini de bu hapishaneye sıkıştırılmış tutsaklar olarak görmelerinin nedenini araştırabilir, sorunun kaynağına bu şekilde inerek onlara yardımcı olunabilir. Cezanın uygulanma sebebi olarak öğrencilerin sınavlarda kopya çekmeleri gösterilir ve öğrenciler açlık ile cezalandırılır. Bir eğitimci için kopya çekmenin savunulacak bir yanı yoktur ama  neden kopyaya ihtiyaç duyulduğu sorusu sorulmalıdır. Eğitimde var olan eksikler tespit edilmeli ve gerekirse yöntem değişikliğine gidilmelidir.

Okulda düzenlenecek olan bilgi yarışmasında öğrencilerin karma lisede okumuyor olması ve birlikte yarışacakları lisenin kız lisesi oluşu yarışmaya olan isteklerini artırır. Bu da eğitim sisteminin karma olmayışından doğan temel bir sorundur. Bilgi yarışmasında öğrenciler kopya düzeneği hazırlar. Bu düzeneği hazırlarken, kendilerini ticari bir mal olarak gören müdürün tepki  vermeyeceğini bilirler. Yarışma esnasında Mahmut Hoca bu düzeneğin farkına varır. İdealist bir öğretmen olmasına rağmen okulun çıkarları için kendi değerlerinden ödün vererek  öğrencilerle işbirliği içine girer.

  Filmin başka bir sahnesinde bir öğrenci okulun aylık taksitini yatıramadığı için okuldan atılır. Eğitim temel sosyal bir haktır, herkesin eşit ve nitelikli bir eğitim alma hakkı vardır. Yasalar söz konusu olduğunda kurallara bağlı ve sadık olduğunu dile getiren idarecilerin uygulamaya geldiğinde ise bambaşka bir tavrı ortaya çıkar. Müdür velilerden aldığı para karşılığında eğitim dışı her türlü davranışa müsaama gösterirken, çalışkan bir öğrenciyi sırf taksitini yatıramadığı için okuldan atar. Eşitlikçi bir toplum düzeni yaratma iddiasında olan eğitim sistemi, bireyleri eğitimlerine göre tabakalaştıran bir düzen ve toplum yaratmaktadır. Eğitim alanındaki eşitsizlikleri çözümlemede toplumsal sınıflara dönmeye ve irdelemeye ihtiyaç vardır.

   Mahmut hoca öğrencisinin atılmaması için müdürü karşısına alır. Müdür öğrencilerden çok az para kazandığını dile getirir. Mahmut hoca ise “ben eğitimciyim tüccar değilim, çocukların hayatlarını etkileyecek olan kararları siz veremezsiniz” sözlerini sarf ederken kriz geçiriyor. Sonrasında Mahmut Hoca, öğrencisinin atılmaması için okul taksitini öder. Bu olaylardan sonra öğrencilerde oluşan ön yargılar kırılmaya başlar ve Mahmut Hoca öğrencilerine dokunabilme fırsatı bulur.

  “Öğrencilerim için uğraşıp durdum ama arkama dönüp baktığım zaman hiçbir şey göremiyorum.” diyen Mahmut Hoca hastanede yatarken yıllar önce öğretmenlik yaptığı öğrencilerinin  iyi yerlere geldiğini görür. Yıllarca verdiği emeğin boşa gitmediğine şahit olur. Hababam Sınıfı öğrencileri için bir değer olduğunu idrak eder… Bir eğitimci için her çocuk özeldir ve bir öğretmen her öğrenciye ayrı ayrı dokunabilmesi gerektiğini unutmamalıdır. Eğitimin amacı yaşamı güzelleştirmek, adil ve eşit kılmak  ve iyi insanlar yetiştirmek olmalıdır.

Gözleri ışıl ışıl parlayan çocuklarımızın, yaşamları boyunca aynı parıltıyı koruyabilmeleri doğru bir eğitimden geçmektedir. Bu parıltıyı koruyabilmek için hepimize görevler düşmektedir. İyi bir eğitimle, iyi insanlar yetiştiren bir ülke kurmak dileğiyle. Umut ile kalın.

Yazar Hakkında

Şevin Çetiner