Genel Yaşamda Teori

”Mümkün”

Tarafından yazılmıştır Eren Öztürk

Kimi sözcüklerin gizilgüçleri vardır. Gizilgüç, henüz gerçekleştirilemeyeni ama gerçekleşebilecek olanı, güç olarak var olanı tanımlar. Mümkün sözcüğü de böyle bir gizilgüce sahiptir.  Gerçekleştirmek istenenin kalkış noktası ‘mümkün’ dür. Mümkün olmadığına inanılan şeyler, hiçlik evrenine bırakılır ve hayatın dışına atılır. Mümkün olanlar ise varlık evreninde görünümünü alır. Altı harfli bir sözcüğün bütün bir yaşamı ve dünyayı algılayışımız üzerinde bu kadar etkili olabilmesi şaşırtıcıdır.

Her tarihsel dönemin biri kendi sınırlarından oluşan diğeri o tarihsel döneme egemen sınıfları, ezilen ve yönetilen sınıfları içine alan; dönem insanlarının yarattığı ‘mümkünlük’ durumları vardır. Örneğin, ilkel dönemlerde yaşayan insanların modern otomobiller, uçaklar yapmasını, kuantum teorisi hakkında bilimsel çalışmalarda bulunmasını bekleyemeyeceğimiz gibi, kurdukları toplumların modern hukuki ve politik kurumlar yaratmasını da bekleyemeyiz. Bunun için ne yeterli malzemeye sahiplerdir ne de yeterli bilgi ve kültür birikimine. Bu durum tarihin sınırlamaların en yalın ifadesidir.

 ‘Mümkün’ olanlar ve olmayanlar bu sınırlar içinde belirlenirken bu tarihsel sınırlamalar dışında bir de insanların öznel rollerinin yarattığı mümkün olma durumuna değinmiştik. Fransız Devriminden on yıl kadar önce Paris’te bulunan bir işçi veya esnaf için, Tanrının elçisi olduğunu söyleyen kral ve toplumsal otoriteye sahip kilisenin alaşağı edilmesi bir hayalden öteye gitmezdi ve mümkün olamayacak bir şeydi. 1789’a gelindiğinde ise Paris’teki bu işçi veya esnaf için aynı şeyleri söylemek mümkün değildir. Artık o büyük bir toplumsal devrimin içindedir ve imkansız olarak düşündükleri bir gerçek halini almıştır.  

Egemen sınıflar ve ezilen sınıflar arasındaki savaşımın yansıdığı tarih sahnesinde, ‘mümkün’ olanın, olmayanın ve olması gerekenin egemen sınıflarca çizilmek  ve bir sınıf psikolojisi olarak ezilen sınıflara kabul ettirilmek istendiğini söylemek gerekir.  Bu psikolojinin ve sınırların belirlenme sürecinin üsttekiler ve alttakiler arasında bir mücadelenin ürünü olduğunu ve bu psikoloji ve sınırların yıkıldığı süreçlerin tarihin seyrini değiştirecek olay, olgu ve değişimlere tanıklık ettiğini unutmamak gerekir.  

Osmanlı’nın ünlü gökbilimcisi Takiyüddin’i düşünelim: Takiyüddin uzun süre gökbilimi üzerine çalışmış ve sonunda bu çalışmaların ödülünü almıştır. Padişah III. Murat’ın fermanıyla bir Rasathane kurulmuştur. Fakat bu Rasathane’nin ömrü yalnızca 4 yıl olmuştur. Yıkılma sebebi hakkında çeşitli savlar olmakla birlikte, kimi iddialara göre III. Murat Takiyüddin’den kehanette bulunmasını istemiş, daha sonra ise bu kehanetlerin lanetli olduğuna inanmış ve Rasathane’yi topa tutmuştur. Kuruluşu gibi kapanışı da egemen sınıfların ‘mümkün’ olarak gördüğü sınırlarda gerçekleşmiştir.

Osmanlı’nın farklı bir döneminde ‘başka bir ülke/dünya mümkün’ diyen Şeyh  Bedrettin çıkar karşımıza. Bedrettin, Osmanlı toplumunun eşitsizlikçi, adaletsiz yapısına isyan eder. Tepedeki/saraydaki Osmanlı egemen sınıflarının, zevk ve sefa içindeki yaşamına karşın, alttakilerin; Osmanlı köylülüğünün yoksulluk içindeki yaşamının farkındadır. Bu nedenle Bedrettin, ‘yarin yanağından gayri, her şeyde ortak olmayı’ yani toprağı ortakça ekmeyi, ekmeği hakça paylaşmayı önerir. Tarihe Bedrettin isyanı olarak geçen, Bedrettin ve öğrencileri Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa’nın başlattığı isyanlar kanla bastırılır. Bedrettin, Serez’de idam edilir.  

Yukarıdaki örnekler elbette çeşitlendirilebilir ve farklı tarihsel dönemlerden dersler çıkarılabilir. Bütün bu dersler, bugünümüzü daha iyi ve anlamlı kılabilmek adına değerlidir. Yaşadığımız çağın/günümüzün, ülkenin ve dünyanın son aktüel gelişmeleri de içine alacak şekilde ‘mümkün’ olanları ve olmayanlarını, yukarıdaki teorik çerçeve üzerinden değerlendirirsek ne gibi sonuçlara ulaşacağımıza hep birlikte bakalım:

Bu düzende eşitsizlik, dünyanın en tepedeki birkaç yüz zenginin dünyanın yarısının servetine sahip olması bizler için ‘mümkün’dür, sıradandır, olağandır.

Her gün dünyanın her köşesinde ve ülkemizde yoksulluktan, iş cinayetlerinden, kadın cinayetlerinden ölen insanların olması ‘mümkün’dür, sıradandır, olağandır.

Giderek artan ölçüde ülke yönetimlerinin otoriterleşmesi, yolsuzluk, hırsızlık, mezhepçilik, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, uluslar arasında düşmanlıklar, savaşlar ‘mümkün’, olağan ve sıradandır.

Ahlaki yozlaşma, kültürel çürüme, toplum içindeki güvensizlikler, sahtelik, adam kayırma ‘mümkün’, olağan ve sıradandır.

Eğitimde fırsat eşitsizliğinin büyümesi, eğitim nutukları atıp trilyonları ceplerine atan şirketlerin sahte gösterileri, cehaletin bizzat düzen tarafından büyütülmesi ‘mümkün’, olağan ve sıradandır.

 Her dönem televizyonlarda ve medyada birçok insanın maddi yetersizlikleri nedeniyle sağlık sorunları yaşaması, tedavilerini sağlayamaması ‘mümkün’, olağan ve sıradandır.

Medyanın kapitalist tekellerin sömürüsünü ve devletlerin suçlarını gizlemek için çalışması, halktan gerçekleri gizlemesi ‘mümkündür’, olağan ve sıradandır.

İşsizlerin çığ gibi büyüdüğü koşullarda, gelir dağılımının eşitsiz hale gelmesi ‘mümkün’, olağan ve sıradandır.

Uyuşturucu tacirlerinin, mafyaların, çetelerin var olması ‘mümkün’, olağan ve sıradandır.

Olağanüstü haller, muhaliflerin hapse atılması, düşünce özgürlüğünün engellenmesi, hukuksuzluk, demokratik hak ve özgürlüklerin kullanılamaması ‘mümkün’, sıradan ve olağandır. 

Doğanın talanı, yağmalanması, doğal kaynakların harap edilmesi ‘mümkün’, olağan ve sıradandır.

Sevgisizlik, saygısızlık, karamsarlık, yılgınlık, umutsuzluk ‘mümkün’, olağan ve sıradandır.

Düzenin ‘Mümkün’ler listesi uzayıp gitmektedir. Peki mümkünlerin karşısında bu düzenin ‘mümkün’ olmayanları nelerdir? 

Eşit ve adil bir dünya/ülke yaratmak ‘mümkün’ değildir.

İnsanın insanı sömürmediği bir düzen kurmak ‘mümkün’ değildir.

Herkesin emeğiyle kazanıp, hakça bölüştüğü bir düzen ‘mümkün’ değildir.

Herkesin eğitim, sağlık ve barınma olanağına eşit şartlarda sahip olması ‘mümkün’ değildir.

Üretenlerin yönettiği bir ülke/dünya ‘mümkün’ değildir.

Demokratik bir toplum kurmak, tüm yurttaşların hak eşitliği, emekçilerin söz ve karar yetkisi ‘mümkün’ değildir.

Aydınlanmış bir toplum  ve birey, bilginin bir avuç egemenin değil tüm toplumun ve gerçek bireyselleşmenin çıkarına üretilmesi ‘mümkün’ değildir. 

 Sevgiye, paylaşıma, üretime, bilgiye, bilime, akla dayanan yeni bir kültür yaratmak ‘mümkün’ değildir. 

Doğa ile barışçıl, saygılı ve üretken bir ilişki kurmak ‘mümkün’ değildir.

Kısacası başka bir dünya ‘mümkün’ değildir.

‘Mümkün’ler gibi ‘mümkün’ olmayanlar da çoğaltılabilir. Fakat son tahlilde bu ‘mümkün’ olan ve olmayanlardan çıkarı olanın hangi sınıflar, sosyal güçler olduğunu anlayabilmek zor değildir. ‘Mümkün’ olanlar ve olmayanlar egemen sınıfların (‘yerli’ ve ‘yabancı’ kapitalist tekellerin, büyük toprak zenginlerinin ve devlet bürokrasisinin) ve bu düzenden çıkarı olan sosyal güçlerin lehine iken  emekçi sınıfların ve bu düzene karşı güçlerin aleyhinedir. Bize çizilen sınırları ve psikolojiyi kabul edersek yukarıda sayılan sıradan, olağan ve ‘mümkün’ durumlarla yaşamaya devam edeceğiz. Oysa bütün tarihin gösterdiği gibi ‘mümkün’ olmayanları ‘mümkün’ yapmamız bizlerin elindedir. Bu nedenle başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanmakla başlamalıyız.

Rizom Dergi, kurulduğu günden bu yana Başka Bir Dünyanın ‘Mümkün’ olduğunu cisimleştirmek istiyor. Mümkün olanın iki yönünden birinin tarihsel sınırlar olduğunu söylemiştik. Bugün o tarihsel sınırlardayız. İhtiyacımız olan mümkün hale getirmenin diğer yönü; fikirlerimizdeki ve eylemlerimizdeki değişim. Rizom Dergi paradigmasının büyütülmesi demek yalnızca fikirlerin yaygınlaşması anlamına gelmiyor. Yakın bir zaman içerisinde basılı hale gelecek olan dergi ve ülkenin çeşitli yerlerinde açılacak kültür kurumları ile yukarıda kısaca değinilerek kapsanan başka bir dünyanın/ülkenin somut olarak mümkün hale getirilebilmesi sağlanıyor. Adil ve özgür bir ülke, hakça bölüşüm, bilginin bireyin ve toplumun gerçek bir aydınlanması için üretilmesi, sevgiye, paylaşıma ve üretime dayalı yeni bir kültür daha ‘mümkün’ hale geliyor.

Yazar Hakkında

Eren Öztürk