Haklar

Hak ve Hukukun Kısa Bir Tarihi

Tarafından yazılmıştır Burak Koray

Kimi zaman sokakta kimi zaman meydanlarda, parklarda, camilerde, kiliselerde, okul sıralarında, üniversite kampüslerinde, cezaevlerinde; kimi zaman sandıkta kimi zaman bir gazetecinin satırlarında; bir şarkıcının sözlerinde, bazen bir diktatöre karşı bazen iktidarlara karşı; bazen patronlara, bazen eşine şiddet gösteren bir adama karşı, bazen bir din tüccarına  karşı;  madenlerde çalışan bir işçiyken, tarlalarda çapa yapan bir köylüyken, okul sıralarında dirsek çürüten bir öğrenciyken, memurken, kimi zaman Kudüs’te bir Müslüman, ABD’de bir Zenciyken; kimi zaman Nazi işgaline karşı savaşan bir Yahudiyken, bazen Sierra Maestra Dağı’nda halkın özgürlüğü için savaşan bir özgürlük savaşçısıyken, Kurtuluş Savaşı’nda topraklarının özgürlüğü için savaşan 14 yaşında bir Kuva-i Milliyeci iken; her zaman haklarımızı kazanmak, savunmak için direniyoruz, direnmekteyiz. Önceki yazımızda hak kavramını ve tarihsel gelişimini yüzeysel olarak ele almıştık. Şimdi, gelin hak ve hukuk kavramının tarihsel gelişimini inceleyelim.

Hak, toplumsal ve ahlaki özgürlüklerdir. Sözlükte ise “Hukuka uygunluk, adaletin getirdiği ve birine ayırdığı şey” anlamı taşımaktadır. Hak, uygarlığın temel taşlarındandır. Hakların özgürce kullanıldığı, adaletli şekilde dağıtıldığı; iktidarların halkın, erkeğin kadının, güçlünün güçsüzün üzerinde egemenlik kuramayacağı mekanizmaların olduğu, A ırkının B ırkına baskı yapmadığı, her düşüncenin özgürce konuşulduğu, her insanın eşit koşullarda eğitim aldığı, halkların özgürce ana dilini konuştuğu, düşünürlerin, gazetecilerin, yazarların, şairlerin, sanatçıların, öğrencilerin özgürce düşüncelerini dile getirdiği ve  temel hak ve özgülüklerin güvenceye alındığı ülkelere özgür ve demokratik ülkeler denebilir.

Sizlere hukuk kavramının tarihsel gelişimini inceleyeceğimizi söylemiştim. Hukukun sözlük anlamına bakacak olursak “toplumu düzenleyen ve devlet yaptırımıyla güçlendirilmiş bulunan kuralların, yasaların bütünü,  bu kuralları, yasaları, hakları konu alan bilim” olarak geçmektedir yani devletlerin vatandaşların haklarını koruması için hukuk vardır. Haklarımızın korunması için hukuk kuralları vardır. “Hukuk” kelimesi Arapça “hak” kökünden gelmektedir. “Hukuk nasıl oluştu?”  sorusuna kısa bir yanıt verecek olursak;  insanların yerleşik hayata geçmesi, üretici toplumunun oluşması, özel mülkiyetin doğuşu, sınıf ayrımları ve toplumsal çatışmanın ortaya çıkması hukuk kavramını oluşturan etmenlerdir, denebilir.

Şimdi hukukun tarihi süreçlerini inceleyelim: İlk defa Mezopotamya’da yazının icadıyla birlikte MÖ 2375 yılında Sümer Kralı Urukagina tarafından, halkın üzerindeki din adamlarının artan baskısını azaltmak, ticaret, boşanma gibi konuları düzenlemek amacıyla bugünkü hukuk kurallarına benzer kurallar oluşturulmuştur. Örneğin; Sümer hukukunda kadın, kocasının sadakatsizliğine karşı kocasından ayrılabiliyordu. Aynı şekilde çocuğu olmayan bir kadınla evlenen koca tazminat verme şartıyla boşanabiliyordu. Sümerlilerin bu kanunları Mezopotamya’daki diğer medeniyetleri de etkilemiştir. Babil Kralı Hammurabi kendini adaletin kralı olarak tanıtmış; Tanrı adına ülkeyi yönettiğini, zayıfların, ezilen sınıfın koruyucusu olduğunu söylemiştir. Hammurabi kanunları daha önceki kanunların, örf ve adetlerin derlemesi şeklinde oluşmuştur. Eski Yunan medeniyetinde de haklar bugünkü gibi olmasa da tartışılmıştır. Aristo “özel mülkiyet ve demokratik katılım” düşüncesinden bahsetmiştir. Aynı şekilde doğal hak kavramının temellerini atmıştır.  “Doğal Hukuk” kavramı eski Roma’da da devam etmiştir.

1215 tarihli Magna Carta ya da Büyük Özgürlük Sözleşmesi de hukuki belgelerin,insan haklarının kaynakları arasında değerlendirilmektedir. İngiltere’de 1689 devriminden sonra yayınlanan İnsan Hakları Bildirgesi’nde bugünküne benzer hak ve özgürlükler belirtilirken, bildirinin içeriğinde John Locke’ın etkisi de görülmektedir. (John Locke, modern insan haklarının kurucu babası olarak kabul edilmektedir.)  Diğer bir hukuki belge niteliği taşıyan 1776 ABD Bağımsızlık Bildirgesi’nde de hak ve özgürlükler liberal ve dinsel kaynaklardan beslenerek oluşturulmuştur . 1789 Fransız İhtilali’nden sonra ilan edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nde de temel anlayışı sürdürmekle birlikte, egemenliğin kaynağının gökyüzünden yeryüzüne indirildiği belirginleşmiştir. Egemenliğin bir kişi veya bir grubun elinde bulunamayacağı ve devleti yönetenlerin halka karşı sorumlu olduğu belirtilmiştir. Kimsenin inancı, ırkı ya da düşüncesinden dolayı dışlanamayacağını ortaya konmuştur.

18.yüzyılda I. Kant, J.S. Mill ve Thomas Pain gibi filozofların düşünceleri insan haklarını etkilemiştir. 18. ve 19. yüzyılda kölelik karşıtı hareketler ve demokrasi mücadeleleri yoğunlaşmıştır. Milletler Cemiyeti döneminde (1918-45) azınlıkların korunması, halkların kendi kaderini tayin etme hakkı ve yabancı hakları gibi haklar öne çıkarılmıştır. 1945 Birleşmiş Milletler’in kurulmasıyla insan hakları dünya politikasına resmen girmiştir. Daha sonra kurulan İnsan Hakları Komisyonu, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin modern insan hakları belgelerinin kaynağı haline gelmesini sağlamıştır.

Kaynaklar:

http://www.edchreturkey-eu.coe.int/Source/Resources/Trainingset/Module3_ConceptualFrameworkofEDCHRE_tr.pdf

http://www.academia.edu/9538465/Pozitivist_Hukuk_D%C3%BC%C5%9F%C3%BCncesi_-_Hukuk_Felsefesi

http://www.anayasa.gen.tr/adalet.htm

Yazar Hakkında

Burak Koray