Edebiyat Genel

Edebiyatta Umut ve Direniş

Tarafından yazılmıştır Hacer Karkin

Edebiyat; umudun ve direnişin ifade alanıdır. Yaşam ve edebiyat umut etmekle, direnmekle, içimizde var olan küçük kıvılcımları koca alev topuna dönüştürerek; kaçmaktan kaçınarak, bıkmadan ve yılmadan sonuna kadar mücadele etmekle özgürleşir. Edebiyat, düşünsel özgürlük olmakla birlikte hayata farklı perspektiflerden bakmamıza olanak sağlarken, tek bir noktaya odaklanıp orada takılı kalmamıza izin vermez.

Kapitalist çağın hastalıklı ruhu ve karamsarlığı; yaşamaktan zevk almayan, sürekli bir çöküntü içerisinde bulunan, her şeyden şikayetçi ve hiçbir şeyden memnun olmayan, güneşli günler felsefesinin tamamen zıttı bir ruh hali içerisinde  olan verimsiz bireyler türetir. Yılgınlığın ve umutsuzluğun had safhaya ulaştığı; ortak iyilik için, dünyayı yaşanılabilir bir yer haline getirebilmek, herkesin eşit imkanlara sahip olabilmesi ve hakların korunduğu, adaletin gözetildiği evrensel bir dünya düzeni için, yeryüzü halklarının bir arada ve insanca yaşayabileceği bir yaşam inşa edebilmek ve karşılaştığımız problemlere kalıcı çözümler üretmek için içsel bir direnişten, mücadeleden ve inançtan yoksun olunması günümüz bireylerinin temel sorunu ve açmazıdır. Genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, erkeğiyle, siyasete yön vereniyle, apolitiğiyle, azınlık gruplarla kısacası toplumu şekillendiren bireylerin her birinin yaşamını anlamlı kılacak ve daha iyi bir dünya için hep birlikte mücadele verebileceği bir amaç taşıması gerekir.

Başka bir dünyanın mümkün olduğuna dair inanç filizlerini yeşertmeliyiz. Umutsuzluğun, geleceğe duyulan güvensizliğin ve yıkıklığımızın önüne set çekmeli; öfkemizi, isyanımızı, direncimizi her şeyimizle ortaya koymalı, korkmadan, yüksek sesle umudumuzu erişilebilecek bir sonu olmayan yollarda haykırmalıyız. Edebiyat -sanat- haklılığı, farklılığı ve özgürlüğü yansıtmanın estetik ve anlaşılabilir kılan bir  biçimidir. Yazarlar, şairler toplumsal direnişin, hayata dair umudun ve inancın çığlıklarıdır. Yazınsal mekânda emeği geçen herkes toplumun şekillenmesine öncülük etmiş; açığa vurulmayan, dile getirilmekten çekinen, bastırılmış duygu-düşünceleri ve arzuları, insan ruhunu en iyi tanımlayabilecek imgelerle bezenmiş yapıtlar ortaya koyarak yüzyıllardır gün yüzüne çıkmayı bekleyen cümlelerle vücut olmuşlardır.

Katı yöneticilere karşı seslerini yükseltemeyen, isyanını yüreğinde eriten, hastalıklı yapıya karşı çeşitli caydırma yöntemleriyle direnci prangalanan, her türlü ayrımcılığa, zulme maruz kalan ve hak arayışı kısıtlanan, özgürlük taleplerine karşı hanelerine suç yazılan, baskı ve cezalarla toplumu sindiren çukurumsu bir yapıya karşı yazınsal alanın emekçileri, sözcüklerini kuşanmış ve tüm ezilen, sömürülen, susturulan, hakları gasp edilen herkes adına, düşman yaratıp korku salan otoriter  yapılara karşı bir direniş başlatmışlardır. Her bir baskı yeni bir isyanı beraberinde getirmiştir. Hayat; düşünsel emek, direniş ve isyanla anlam kazanmış ve ölü bir dünyayı küllerinden yeniden yaratan imgeler, dünyaya direnişçi ve umutlu bir ruh üflemiştir.

 

Yazarlar-şairler hayal güçlerini; adaletten, özgürlükten, eşit ve adil dünyadan, ortak iyilikten yana kullandıkça, toplumu sindirmeye çalışan egemenlerin bitmez tükenmez sanılan gücünü paramparça edecektir. Yazarlar doğrudan, haklıdan yana kalemini yönlendirdikçe kısık seslere çığlık, mağrur iktidarlara mezar olacaktır. Ve her zaman toplumsal direnişin ve isyanın kaynağı olup, merkezinde yer alacaklardır. Edebiyat; topluma dayatılan, kabullenmeye karşı çıkan bir eylem haline gelerek, toplumun bireyciliğe karşı verdiği savaşın, toplumsal amaçların sözcüsü olacaktır.

Kendi hayatlarında mutluluğu pek de tatmamış olan yazarlar, düşünsel birikimini daha iyi bir dünyanın mümkün kılınabilmesi için tüm tutkularıyla insanlığa adamışlardır. Vermiş oldukları eserleri günümüzdeki yazarlar gibi bir meta olarak görmemiş ve kendi popülariteleri için kullanmamışlar  bilakis bu ve buna benzer düşünceleri doğuran sebeplerden bağımsız olarak ve insanlığın iyiliği  adına bir çabanın içerisinde olduklarını göstermişlerdir. Bu düşünceyi “Savaş ve Barış” gibi bir romanı yazıp, içine de üç yüzden fazla kahraman koyarak, kuyrukları birbirine değmeden hepsini ayrı bir tip olarak yaratacak kadar müthiş bir beyin taşıyan Tolstoy, ne yazık ki bir tren istasyonunda hastalıklı ve tek başına “önemsenmediği” için ölmüş olmasından anlayabiliriz. Bu da edebiyatın bencil olmaktan çok uzak bir alan olduğunu kanıtlamış ve umutsuzluktan umudun yaratılabileceğini göstermiştir. Zorluklara rağmen, hayat şartlarının acımasızlığını tadan birçok yazar-şair hiçbir zaman direnmekten, ümitvar olmaktan vazgeçmemiş, tüm bu zorlukların vermiş olduğu kuvvetle hayal güçlerine tutunarak eşsiz eserler bırakmış ve hayata galip gelmişlerdir.

Gerek dünya edebiyatında gerekse de edebiyatımızda birçok roman, öykü, şiir isyanın, direnişin, umudun simgesi olmuştur.  Dünya edebiyatında; Maksim Gorki’nin Ana’sı, Hemingway’in Çanlar Kimin İçin Çalıyor’u, Viktor Hugo’nun Sefiller’i, Sartre’ın Özgürlüğün Yolu gibi çok daha fazla örnek verilebilecek birçok eser,

Ve edebiyatımızda da şiirleriyle başkaldıran ve yaşadığı baskılara karşı sürekli bir direnişin içinde olan Nazım Hikmet; romanlarıyla zulme ve zalime karşı ayakta durmaya çalışan, yoksulluğa, dışlanmışlığa karşı direnen Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Fakir Baykurt, Orhan Kemal gibi yazarlar;

Halk edebiyatında ise Köroğlu, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu direnişin simgeleridir.  Keza yine Sabahattin Ali romanlarıyla ve şiirleriyle toplumsal adaletsizliğe başkaldırmış, isyan başlatmış, Yaşar Kemal İnce Memed ile toplumsal isyanı roman kahramanlarıyla dile getirmiştir. Belirtemediğimiz daha birçok yazar-şair değişimin, adaletin umudun, hakkın, halkın, başkaldırının savunucusu olmuşlardır. Yazarak özgürleşmiş, yazdıkça özgürleştirmişler. Kuşaklara bilinç aşılamış, köhne zihinlere karanlığın ardındaki yıldızların ışıklarını yakmışlardır. Bireyi ve toplumu boğmaya çalışan, hayatı yaşanmaz kılmaya çalışan her türlü düşünceye karşı gardını alarak, umuda edebiyatta sözcüklerle hayat vermiş ve umudu, direnişi, yaşamın anlamını edebiyatta harmanlamışlardır. Umudu baki olan sürekli bir mücadele güder. Tıpkı imgelerin mücadelesi gibi, edebiyat gibi. İnsan umut ederek, her şeyin  daha iyisi için, bütüncül bir iyilik için direnerek yaşamalıdır, direne direne başarmalıdır. Çiçekten, kuştan, börtü böcekten, yapraktan, yeni filizlenen bir bitkiden ve güneşin doğduğu her günden umutlu olmalıdır. Çünkü;

“Umut bin bir ayaklı,

Umut güneşte saklı.

Umut edenler haklı,

Umut insanın hakkı.” *

Çünkü umutla daha çok yürür insan, daha çok yol alır ve kim bilir belki, sadece umutlu olduğumuz için başarırız bu kez.**

 

 

*Nazım Hikmet RAN

**Ece TEMELKURAN

 

Yazar Hakkında

Hacer Karkin