Aktüel

Kudüs’ten Elinizi Çekin!

Tarafından yazılmıştır Ramazan Korkut

Kudüs, bugünün meselesi değildir. Hem dünün hem de yarınların meselesidir. Dolayısıyla bugün yaşananlar dünü ihya etmek ve yarınlara taşımaktır.

Kudüs’ün halihazırda satranç tahtasına dönmüş bir coğrafyada yani Ortadoğu’da olması ve İslam-Hıristiyanlık-Yahudilik dinleri için kutsal olması dünü, bugünü ve yarını anlamamız için önemli fakat asıl önemli olan bu iki olgu üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılan ‘ne’ sorusuna verilebilecek cevaplarda saklıdır. Bu cevaplar daha küresel düşünmemize ve büyük resmi görmemize de yardımcı olur. Böylelikle Trump’ı anlamak kolaylaşır, ayrıca popülerleşmiş ve dolayısıyla klişeleşmiş büyük oyunlar dönüyor gibi söylemlere bir nebze merhem de olunabilir. Ama bugün de yaşanıldığı üzere ateş düştüğü yeri yakar ve hiçbir merhem o ateşi söndürmez, katledilen canları geri getirmez.

Ortadoğu çarpık bir kapitalist ekonominin üzerine bina edinmiş bir feodal kültüre sahiptir. Ve bu yanıyla da kapitalizme karşı tekniği, teknolojisi, insan gücü, hukuku, insan hakları ve demokrasisiyle geri kalmıştır. Nitekim bu durum kapitalizm için bir nimettir;  yani bir pazar alanıdır, ayrıca savaşı da bir sektör sayacak olursak keza öyledir, Ortadoğu’da dökülen her kanın bedeli o sektörün sermayedarlarına ödeniyor. Ve bu bedel sektör sahipleri için büyük bir velinimet. Bunun yanı sıra, Ortadoğu petrol gibi birçok başkaca yanları ile de velinimet ve toplanılmayı veyahut kazanılmayı bekleyen bir ganimet olarak ortada duruyor. Kapitalizmin ağa babaları da bu hususta yarışıyor ve bu yarış içinde kutsallık, inanç ve vahşeti bir arada barındırıyor. Sonuç ise kısa vadede binlerce, uzun vadede milyonlarca cansız beden her bir parçası başka bir toprağın altında kalmak üzere paramparça oluyor. Canlı kalan ise kaos oluyor, canlı kalan kutsallık oluyor, tutsaklık oluyor ve bir de bu işin tabii kaçınılmaz canlı parası oluyor. Onun da kimin olacağı sorusuna verdiğimiz cevap zaten önemli çünkü işin sır perdesi de orada aralanıyor. Tabii ki emperyalistler -herkes üzerine almaz diye açacak olursak- “Uluslar arası arenada her devlet kendi çıkarına göre hareket eder.” görüşünün kabulüyle hareket eden realistler ve tam buradan hareketle her şeyin mübah görülmesi gibi uzadıkça uzayabilecek olan bu tarif yaşanılan vahametin sorumlularının tarifidir. İşte bu tariften bakınca kimse sütten çıkmış ak kaşık olmuyor ve işler daha da sarpa sarıyor. Bu tarif ABD’den Suudi Arabistan’a, Mısır’dan İran’a, İran’dan Rusya’ya, İngiltere’den Türkiye’ye kadar uzun bir sorumlu listesine el sallıyor.

Zira savaş önemli bir ekonomik gidere sebep olur. Peki bu gideri kim göze alır? Tek başına devletler diye bir cevap vermek kapitalist ekonomide yaşadığımız gerçeğini göz ardı etmemize yol açar. Ayrıca ne tek başına devletler ne de tek başına küresel ve işbirlikçi sermaye sonunda kazanç elde etmeyeceği yani çıkarının olmadığı bir hususa yatırım yapar mı? Yapar dersek yine kapitalistlerin en temel prensiplerini göz ardı etmiş olabiliriz; hiç gerek yok. Tabi her zaman kazanılacak diye bir şey de yok kayıplar da olabilir ama işlerin yolunda gitmemesi ile prensipler farklı kulvarda yarışır. Bu yüzden savaşların önemli bir gider olarak bilançoya eklenmesine rağmen yıllardır savaştan vazgeçilmemesi, tersine ısrar edilmesi ne kadar kazançlı bir iş olduğu düşüncesini beraberinde kaçınılmaz olarak akıllara getirir; zira yanlış da olmaz. Tabii bu kazanç savaşı canıyla yaşayanların değil; canlarını sarayların, orduların, sermayelerin arkasına saklayanların kazancıdır. İşte bütün meselenin kazanç ekseninde bir sömürü sistemine entegre olması hem Ortadoğu hem de 3 din için kutsal olan Kudüs üzerinden yapılmak isteneni gözler önüne bir nebze de olsa seriyor. Ayrıca yapılmak istenmeyeni de. Misal Kudüs, Yahudiler için sadece kutsal olduğundan mı oraya ısrarla bir müdahale (işgal) söz konusu veyahut Kudüs İslam ülkeleri için çok önemli olduğundan dolayı mı liderler tek yürek olmalıyız diye çağrılar yapılıyor? Peki, sormazlar mı yıllardır Filistin’de işgal varken bugüne kadar neden sadece abesle iştigal ediliyor. Ve sormazlar mı sermayelerine sermaye katmak için her yolu mübah gören ekonomik güçler için Kudüs mü kutsal, sermaye mi kutsal? Tabii çocuk-yaşlı demeden ölen insanların haddi hesabının olmaması da cabası. Bütün bu ironilerden çıkması gereken önemli bir sonuç vardır. O da şudur ki, kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser esprisi ne ise Kutsal Kudüs’ün o kutsallığını nasıl paraya çevirebiliriz-in hikâyesi de odur. Ve kim, hangi çıkara hizmet ettiğinin farkında olmaksızın hareket ediyorsa o masum değildir. Mavi Marmara’ları bile paraya çeviren zihniyetler bu vebale ortaktır.

Dolayısıyla sermaye ve sömürü sistemi kendi devingenliğini sağlamaya yönelik yolunda iken Ortadoğu sisteme entegre yolunda ve dinler ile inanç sahipleri bu yolun açılışına ön ayak olur durumda hareket etmektedir. Ve bu dün de böyledir, bugün de böyledir; uzun sürede böyle olmaya devam edecektir. Ta ki ne zaman Ortadoğu kapitalizm adına dize getirilmiş olacak, ta ki ne zaman Kudüs’ün kutsallığı para etmez hale gelecek, o zaman sermaye de savaş da yönünü başka yere çevirecektir. Yıllar sonrasına dair öngörüler arasında bulunan su savaşları gibi. Bu nedenlerden ötürü sağduyu ve doğru tahliller ile küresel düşünüp ve büyük resmi görüp akıl, ahlak ve vicdan ekseriyetinde her şeyi baştan düşünmek ve baştan anlamlandırmak gerekir. Belki o zaman düşmanı tanır, doğru saf tutulur ve doğru savaş yapılır. Fakat doğrular, bütün dünya ezilenlerinin dini-kimliği ayırt etmeksizin birlik olup bu sisteme karşı gelmesinden geçer. Öteki türlüsü, hepimiz birine öteki oluruz ve Kudüs veyahut Kudüs gibi birçok mekânda insanlar kanamaya devam eder ve bu kanın maalesef ki tiksinç de olsa birileri için meyve olması kaçınılmaz gerçeğimizdir.

 

Tabii Kudüs için gerçek olan da bir Filistin gerçeğidir ve Filistin halkı kendi geleceğini kendi belirlemeli, ABD ve İsrail eşliğindeki sermaye güçleri de tez vakitte ellerini Filistin’den çekmelidir. Filistin gerçeği bir Ortadoğu gerçeğidir ve son olarak Ortadoğu gerçeği bir din gerçeğidir. İktidarlar tarafından dinler birer ideolojik araç işlevi görür. Bu durumda dinler hoşgörü, barış, kardeşlik geleneğini terk edince, Ortadoğu’daki egemenlik kavgası yeni bir dinler savaşı maskesi ile karşımıza çıkar. Son tahlilde bütün güçler ellerini Kudüs’ten ve Ortadoğu’dan çekmelidir. Kudüs, Kudüslülerindir. Üç dinin de kutsalıdır. Her dine eşit bir şekilde ve demokratik bir çoğulculukla temsil edilmelidir.

Yazar Hakkında

Ramazan Korkut