Ekoloji

Ekoloji Hattında Sathı Mücadele

Tarafından yazılmıştır Ramazan Korkut

Savaşlar ile bir düzeni yıkma-yeni bir düzeni kurma arasında gidip gelen tarih, diğer yandan doğal kaynakları tüketme endeksli üretme içgüdüsü ile hareket halinde olmuştur. Hep daha fazla üretme adına sömürüden gözü dönmüş ve daha fazla tüketme dinamiğini canlı kılma amacını güden bir anlayış ile tarif edilmeye müsait tarih, bütün bu süreç içerisinde kıyım ve yıkımlarıyla, ivme kazandığı üretim puanlarıyla, geleceğe tahribatlarla boğulmuş ve genetiğiyle oynanmış bir doğayı miras bıraktı ve hala bıraktığından da çalmaya devam etmekte.

 

Türkiye uzatmalı olağanüstü dönemlerini yaşarken, bir taraftan siyaseten yaşanan demokratikleşememe krizi, sosyolojik alanda her gün daha da belirginlik kazanan kutuplaşma hali, iktisadi anlamda hükümet istatistiklerinin söylediğinin aksine zengin ile fakir arasında gittikçe açılan farkın yarattığı bunalım, hukukun yok sayılması ile gerçekleşen binlerce gözaltı-soruşturma-tutuklama ve bir gece ansızın girebiliriz nidalarıyla hazırlanmış savaş konseptinin yarattığı memleket hali, ekoloji hareketinde de olağanüstü bir hareketlilik yaşamakta veyahut buna mecbur bırakılmaktadır.

 

“Zira bütün yaşanan olumsuzlukların mali bedeli fazlasıyla doğaya ödetilmektedir.”

Gerek adı konulmuş-gerek adı konulmamış olsun, olağanüstü hal rejimi ile yönetmek iktidar ve sermaye ortaklığının kaçınılmaz bir tavrı olarak ortaya çıkmakta ve bu en çokta ekolojik alanda hissedilmektedir. Olağanüstü hal rejiminin ilanından çok önce, birçok alanda (siyasi-iktisadi-hukuksal-vd.) olağanüstü hali zaten yaşayan ve hisseden memleket halinde, çevreye, doğaya verilen tahribatlar göz önüne alınırsa ekolojik denge çoktandır olağanüstü bir yöntemle yok sayılmakta.  Çünkü insan merkezli bir anlayışla doğayı insana hizmetkar kabul eden politikaların öncül olduğu bu konjonktür ekolojik yıkımı sürdürülemeyecek bir boyuta sürüklemekte.

 

Bu minvalde ekolojik mücadele veren yaşam – doğa savunucuları da olağanüstü bir yöntemle buna karşı koymakta ve alternatif karşı koyma yöntemlerini aramaktadır. (Yakın bir dönemde gerçekleşen ve uzun soluklu bir mücadele olarak hala varlığını koruyan, yer yer kazanan, yer yer kaybeden, gerek hukuksal gerek direnişle savunma yapan, nöbetler tutan Cerattepe mücadelesi ve mücadelenin farklı tavırlarla karşımıza çıkması buna önemli bir örnektir.)

 

Gerçekleşen ekolojik yıkım ve ekolojik savunma, durumu hem toplumsal anlamda, hem siyasi anlamda, hem de yaşamsal anlamda olağanüstüleştirmektedir. Ve doğa adına kaybedilenlerin tekrar kazanıma dönüşmesinin bir çok anlamda imkansızlıklar barındırdığı akıllara getirilirse neden olağanüstü bir durum olduğunu (bu kış ayında çok net kendisini gösteren iklim değişimi buna örnektir) algılamak daha da kolaylaşır.

Açığa çıkan ve çıkmayan bütün bu tahribatların karşı duruş anlamında algısı, Türkiye’de 2000’ler öncesi olan, (örneğin Bergamalıların mücadelesi) fakat 2000’ler sonrası daha belirgin ve daha yaygın olan bir mücadele ile canlılık kazanmasına rağmen hala ekolojik anlamda hala yüksek oranda kan kaybedilmektedir.

 

Zira bu satırlar yazılırken nükleer enerji için Rusya ile gerekli anlaşmalar sağlanmış ve temel atılmıştır.

İnşaat-Enerji ve Maden üçlemesi ekseriyetinde belirginleşen hükümetin kalkınma modeli, Karadeniz’in gezilecek doğa harikası yerlerini turizm endeksli ranta açmış, yaylarını yol projelerine heba etmiş, köprüler ve havaalanı projelerini ormanlara tercih etmiş, dereleri, ırmakları enerji şirketlerine satmış, iklim değişikliği artık kahvede okey sohbetinin normalleşmiş bir konusu olmuş ve madenler için, nükleer santral için halk ile karşı karşıya kalınmış, nihayetinde halka rağmen halk için şiarıyla bütün bunlarda ısrarcı olunarak ekonomik anlamda kalkınma sağlanmaya çalışılmıştır. Gelinen nokta ise işsizlik artmakta, hayat pahalılaşmakta, dışarıdan ithalat var ama içeride üretecek köylü şehre göç ederek köyleri terk etmekte, hayvan haklarını unutmadan ekleyelim; hayvanlara tecavüz eden yaşlı amca kılıklı tipler türemekte ve bundan beş-on sene öncesine kadar metrelerce kar yağan Yozgat’a bu kış kar kendini gösterip kaybolmaktadır.

 

Özellikle 2002’den sonraki hükümetin kalkınma politikaları olarak İnşaat, Enerji ve Maden üçlemesine odaklanması, Türkiye ekolojik tahribat haritasını yeniden çizerken ve doğa, insan merkezli bir anlayışla göz göre göre sömürülürken, bizzat sömürünün ve tahribatın yaşandığı yerellerde karşı duruş olarak ekoloji mücadelesi de yeni bir dinamik kazanmıştır. Fakat bu dinamik kendi içerisinde sorunlu bir süreç geçirmiş ve henüz kapsamlı bir bilinç ve altyapı oluşturamadığından arayışlarına-okumalarına devam etmekte ve günü kurtarmak ile uzun soluklu mücadele pratiklerine yönelik örgütlenmektedir.

 

İlk başta çevre bilinci olarak tezahür eden karşı duruş sadece çevre güzelliği, çevreyi korumak gibi daha dar kapsamlı ve daha kısa vadeli olmakla birlikte günü kurtarmak gibi bir hat önümüze koyarken ekolojik bilinç, en azından bu minvalde geliştirilmeye çalışılan ortak bilinç, daha kapsamlı ve uzun vadeli bir mücadeleyi gerekli kılan ikinci bir hat önümüze koymaktadır. Türkiye ekoloji mücadelesi bu ikinci hat aşamasında olmakla birlikte henüz katedilmesi gerekilen yolun çok olduğu bilincindedir.

Daha çok yerel örgütlenmeler ile bölgesindeki, çevresindeki doğa tahribatlarına karşı mücadele eden ekoloji hareketleri yerel nitelik taşımakla birlikte birbirlerine destek nihayetinde ortaklaşan, dayanışma sergileyen bütünsel bir harekete de evirilmekte ve buna dair ortak bir altyapı kurma arayışlarını Karıncalar Ağı gibi örnekler üzerinden sürdürmektedir.

 

Yerelliği aşan, bölgesel-ulusal çapta örgütlenme girişimleri olarak adını duyuran Derelerin Kardeşliği Platformu, Nükleer Karşıtı Platform, GDO’ya Hayır Platformu,  EGEÇEP, Karadeniz İsyandadır Platformu, Mezopotamya Ekoloji Forumu gibi atılan adımlar, bütün yerel yapıları bir çatı altında toplama girişimleri dönem dönem denendi, nitekim başarılı olamadı. Fakat bu başarısızlık arayışını yitirmiş değildir. Son olarak birlikte hareket edebilme adına ilki 11-12 Kasım 2017’de Bergama’da gerçekleştirilen ekoloji örgütleri buluşmasının ikincisi 24-25 Mart 2018’de Eskişehir’de gerçekleşmiş ve bu toplantılardan bir Ekoloji Birliği kararı çıkmıştır.

 

Özellikle neredeyse ülkenin her yanında bir Çevre/Doğa Derneği, platformunun kurulması ve eylemler yapılması hatta taşra denen kentlerde, köylerde bu tepkilerin ortaya çıkması ülke ekoloji hareketleri açısından önemlidir.

 

Ekoloji hareketlerinin temel sorunlarından bir tanesi hamle ve hamleye karşı refleks gösterme esaslı olmasıdır. Bu hareketleri pasifize eden ve yeniden toparlanmasını güçleştiren bir durum olmakla beraber, bilinci köreltmekte ve direnci zayıflatmaktadır. Zira sermayenin saldırısını defetmek gibi bir girişimin ardından ikinci- üçüncü ve başka saldırıları beklememek ve mücadeleyi sadece defetmek üzerine kurgulamak sıkıntılı bir süreç gözler önüne koyarken bunlarında ekoloji mücadelesi muhataplarınca tartışıldığı ve aşılmaya çalışıldığını Karıncalar Ağı, Ekoloji Birliği gibi oluşumlar üzerinden gerçekleştirilen tartışmalarda görebiliriz.

 

Ayrıca Ekoloji mücadelesi sadece sokakta ki eylemsellikler ve çevre örgütleri ile kalmayıp bunların yanı sıra kitaplara, meclislere ve bilim dünyasına da yeniden bir hat çizmiştir. Siyasi platformların ajandasına ekoloji artık alınmaya başlanmıştır. Özellikle ekoloji ile kadın, ekoloji ile çocuklar ve insan-doğa ilişkileri gibi hususlar tartışılarak, yazılara dökülerek, yaşamı yeniden tarif etmeye yönelik, yeni tarifler ile fikirsel zenginleşme gerçekleşmektedir. 2005’ten 2016 yılına kadar Türkiye’de ekoloji hareketleri açısından nelerin gerçekleştiğini yıl yıl, olay olay anlatan kitap, “Ekoloji Almanağı” (Aksu-Korkut; 2017) ekoloji mücadelesinin hafızası olarak önümüze çıkarılması gereken olumlu- olumsuz bir çok dersi tek bir kitap da göstermeye çalışarak mücadeleye önemli bir katkı mahiyetinde raflardaki yerini almıştır.

 

Bütün bunların ışığında, ekoloji mücadelesi yolda ve yaşamı savunmak adına her alanda ilerlemeye, yol kat etmeye devam etmektedir, diyebiliriz. Ve görünen o ki, bir taraftan insanlar öldürülürken beraberinde doğa da öldürülmeye devam edecek. Ve yola nasıl devam edileceği, mücadelede nasıl kazanımlar elde edileceği, nasıl örgütlenileceği sorunu bütün ekoloji ve çevre hareketlerinin önündeki temel barikat.

Yazar Hakkında

Ramazan Korkut