Ekoloji

Ekoloji’de Tüketimin Tahribatı

Tarafından yazılmıştır Ramazan Korkut

Ekolojik tahribat ile ihtiyaç algısı arasındaki bağlam irdelendiğinde, hem ekolojik krizin bilinçlerdeki vahameti, hem de tüketim toplumu olmanın dünyayı her geçen yıl yaklaştırdığı felaket daha iyi anlaşılabilir.

Nitekim en başta iktisadi düzlemde ele alınan insan ihtiyaçlarına yönelik tarif veyahut yaşam muhasebesi, yine en başta iktisat nedir sorusuna verilen cevapla dumura uğratılmaktadır. Çünkü sosyal bilimler iktisat dersini verirken, iktisat nedir sorusunun cevabına, kaynakların kıt-ihtiyaçların ise sınırsız olduğu kabilinden bir yanıtla başlar. Kaynaklar kıtsa, ihtiyaçlar neden sınırsız olmalı sorusunu sorabileceğimiz bu öğreti, insan doğasını doyumsuz olarak tarif eder ve insan doğası uzun yıllardır tartışılan ve uzlaşılamayan bir mesele olarak canlılığını korurken, bu tartışmanın doyumsuz tarafı baskın bir şekilde yaşamda hüküm süren taraftır.

Ayrıca sadece derste kalmayıp bütün yaşamsal pratiklere, tüketme endeksli bir bilinç empoze edilir. Yani, üniversitelerde iktisadın tanımı ile tüketim toplumunu normalleştirmeye çalışan, ihtiyaçların bitmeyeceği yönünde algı salgılayan ve birilerinin tekelindeymişçesine işleyen bilimin yanı sıra güç denilebilecek medya-yasama gibi organları yüksek oranda elinde bulunduran hükümetler ve sermaye ortaklığı bu normalleşmeyi daha da öteye taşımaktadır. Buhran denilebilecek düzeyde bir tüketim kültürü-bilinci ve tüketim alışkanlığı boyutunu insanlara kabul ettirmek için elden ne geliyorsa arda konulmamaktadır.

Bütün bunların sonucunda, kapitalist sermaye üretiyor, sermayenin üretiminde rol alan çoğunluk ise, yaşamı üretileni tüketmek olarak algılıyor veyahut bu algıya çok öncesinden beri maruz kalmış bir mağdurcasına hayatını sürdürüyor. Hızlı üretmek ve olabildiğince ürettiğini tükettirerek ayakta kalmaktan başka çaresi olmayan sermayenin, ayaklarını yerden kesmeyecek hızda üretilen ne varsa tüketmek olarak algılanmış yaşam zorlukla-güçlükle ama normal bir algıyla yaşanıyor.

 

 

Zorlukla-güçlükle, çünkü sınırsız olan ihtiyaçları karşılamaya, ücret karşılığında emek satan insanların gücü yetmiyor, insanlar soluğu kredi kartlarında, kredilerde alıyor ve ne olursa olsun yaşamanın yığınlarca ve her seferinde başka bir tarz-model ve moda aksanıyla üretilen ürünleri tüketme, tüketime ayak uydurma olarak algılandığı bilinçler elini korkak alıştırmaksızın tüketiyor.

Böylelikle sermayenin lehine işleyen bir süreçle sistem devingenliğini sağlıyor. İnsanların çoğunluğu sadece ücret karşılığında işgücünü sattıkları yere değil, bankalara da bağımlı kılınıyor. Hiçbir denge gözetilmeksizin üretiliyor. Hiçbir denge gözetilmeksizin tüketmeye alıştırılmış toplumlar tüketiyor. Ve bütün bunlar ihtiyaçmışçasına gerçekleşiyor. Sonuç olarak yığınlaşan bir çöplüğe dönüşen dünyaya doğru yol alınmış olunuyor. Bütün bunlar ihtiyaç algısı ve ekolojik tahribat arasındaki bağlamı da gözler önüne seriyor.

Bu minvalde, ekolojik savunu yolunda tüm insanlara ihtiyaç algılarını sorgulamak, tüketimde denge kurmak, hatta ve hatta üretim süreçlerinde doğayı hor kullanmamak, doğayı salt ve hep kullanılmaya müsait görmemek kabilinden hareketle, hem zihinsel, hem de pratikte alışılanın aksi yönünde hareket etmek gibi önemli bir iş düşüyor.

Fakat görüldüğü üzere bilimselliğin bile iktisat tanımıyla ekolojik tahribata açık kapı bıraktığını söyleyebiliyorsak, ayrıca yıllardır empoze edilmiş, işlenmiş bilinçlerimizden sıyrılmak, alışkanlıklarımızdan sıyrılmak gibi bir durum söz konusuysa, şu bir gerçektir; işimiz zor, fakat klişe olacak olsa da imkansız  değil. Sadece her şey gibi emek ve mücadele ister.

Yazar Hakkında

Ramazan Korkut