Yaşamda Teori

Yaşamda Teori

Tarafından yazılmıştır Eren Öztürk

Yaşamı, proteinlerin ve nükleik asitlerin karşılıklı tepkimesinin bir fonksiyonu(Oparin) ve proteinlerin bir harekât tarzı(Engels) olarak tanımlayabiliriz. Yaşamın en küçük yapıtaşlarından en gelişmiş organizmalarına kadar ortak özelliği karşılıklı tepkimelerin(ilişkilerin) ve hareketin(eylemin) bir ürünü olmasıdır. İnsan toplumu da eylemin ve eylem kiplerinin doğrusal olmayan bir toplamı, karşılıklı etkileşimin bir sonucudur.

İnsan türünün oluşumunda, çalışma ve heceli dil tayin edici bir etkide bulundu. Bu etki insan toplumunun gelişiminde de devam etti. Çalışma, insanın kendi iş aletlerini yaparak kendine yetenden fazlasını üretebilmesini sağladı. İnsanı çeşitli işbölümü alanlarına ayırdı. Ortaya çıkan artı ürünün paylaşım sorunu farklı coğrafyalarda farklı çözümlere neden olsa da son tahlilde insan toplumunun sınıflara ayrılmasına sebep oldu. Toplumun sınıflara ayrılmasıyla, kafa ve kol işgücü de birbirinden ayrıldı. Toplum yönetici sınıflar ve çalışan sınıflar olarak ikiye böldü. Kafa işinin kol işinden ayrılması, özelleşmesini ve gelişimini hızlandırdı.

Diğer yandan tamamı erkeklerden oluşan mülk sahipleri, din adamları ve asker sınıfla başlayarak gelişen bürokrasi yönetici sınıfı oluştururken, mülksüzler, kadınlar ve yönetilenler çalışan sınıfları oluşturdu. Bu durum ezen ve ezilen, yöneten ve yönetilen, sömüren ve sömürülen ayrımı temelinde gelişti. Şehir devletlerinden, imparatorluklara ve modern ulus devlete kadar süren bu sınıfsal bölünme çeşitli tavizler vermesine karşın(kadınlara, mülksüzlere yani yönetilen ve çalışanlara verilen haklar) yönetme ve iktidar tekniklerini geliştirerek sürdü.

Modernite, yönetici sınıfların iktidar tekniklerinde yenilenmeyi getirdi. Mülk sahibi sınıflar ve bürokrasi, din adamları arasındaki ilişkilerde ayrışma ve kaynaşma bir arada yaşandı. Meta ilişkilerinin egemenliğinde piyasa, koca bir toplumun eski değer ve inançlarını yuttu.

Piyasanın işleyişine uygun yönetsel mekanizmaları oluşturdu.(Güçler dengesi) Aşağıdan gelen talepleri(genel oy hakkı, işçi ve kadın hakları) kontrol mekanizmalarına eklemledi. Tüm bunlara rağmen piyasanın rekabetçi, eşitsiz ve kar hırsına dayanan doğası tekelciliği ve gericileşmeyi getirdi.

Modern dönem sonrası olarak adlandırılan günümüzün anlattığımız tarihsel hattın dışına çıkmadığını aksine yöneten ve yönetilen, ezen ve ezilen, kafa ve kol işi arasındaki uçurumu yeni biçimlerle artırarak sürdürdüğünü göreceğiz. Dünyanın 8 büyük zengini dünya servetinin yarısını elinde tutarken, dünya zenginliği dünya nüfusunun 1.5 katına yetebilecekken milyarlarca insan açlık sınırında ise artı ürünün yani insana yetenden fazlasının eşit dağıtımını sorgulamayan ve düşünmeyen insanların nasıl oluştuğu, bu durumu meşru ve kabul edilebilir kılanın ne olduğunu tartışmanın zorunluluğu ortaya çıkar.

***

İnsan, yaşamının bütününde, çocukluğundan yaşlılığına kadar nesneleri, yukarıda kabaca tanımlanmış biçimiyle yaşamı ve kendini tanımaya ve anlamlandırmaya çalışır. İnsanlar, nesneleri bilgi ile tanımlar ve deneyimler. Bilgi, insan yaşamını boylu boyunca kuşatmıştır. Farklı coğrafyalardan ya da sosyolojilerden insanlar kendi kültürel, tarihsel izleklerine uygun olarak bilgiyi üretir ve şekillenirler.

İnsanlar dünyaya gelişleriyle birlikte verili toplumsal bilgi üzerine kendilerini inşa ederler. Aileden başlayan bilgi edinimi, daha sonra toplumsala doğru gelişim gösterir. Giderek kendi kabuğundan çıkan insanlar, okul, medya, basın, iş alanları, kitaplar, aydınlar, hapishaneler, akıl hastaneleri, mimari yapılar, düzenleyici kararlar, yasalar, idari söylemler, bilimsel sözler, felsefi, ahlaki söylemlerle tanışırlar. Tüm bu bilgiler ve düşünceler, toplumsal alanda sürekli bir bozulma ve yeniden kurma süreciyle birlikte ilerler.

Bilgi, iktidarın elindedir. Kafa ve kol işinin ayrışmasıyla, kafa işinin özelleşmesi bilimi, siyaseti, felsefeyi, ahlakı ve kültürü yönetici sınıfın kontrolünde üretmiştir. Bilgi, yönetici sınıfın emrinde toplumsalı şekillendirmiştir. Bu durumda insan bilgi ile yaşamı iktidarın gözüyle tanımlamış, kendini değil bir başkasını inşa etmiştir. İnsanın oluşumunda belirleyici etkide bulunan dil, bir söylem düzeni ve bilgi sistemiyle karşımıza çıkar. İnsan, bu söylem düzeni ve bilgi üretiminin bir parçası ve oyuncusudur.

Bilgi, söylem, algı bağlamında oluşan düşüncelerin yansıması davranışlar veya eylem, onun başkaca kipleri(biçimleri) ve bunların karşılıklı ilişkisi insan yaşamını oluşturur demiştik. İnsan yaşamı hem insan tarafından oluşturulan hem de insansız oluşan bir düzeni ifade eder. İnsanlar çoğu zaman içinde bulundukları eylemin yaratıcısı değil ürünüdürler. Yaşamda Teori, işte bu eylemin yaratıcısı olmak için gereklidir.

Teori, eylemin bilgisini ifade eder. Kendi eyleminin bilgisine sahip olmayanlar, iktidarın bilgisiyle donanırlar ve bir başkası olarak yaşarlar. Buna sahip olanlar ve olmak için çabalayanlar ise, hem kendilerini hem de toplumsalı yeniden inşa etmenin yani yeni bir yaşamın yolunu açarlar.