Ekoloji

Ekolojiyi Neden Savunmalıyız?(1)

Tarafından yazılmıştır Ramazan Korkut

Tarih, sadece insanların tarihi değildir. Tarih, yaşama sirayet etmiş her şeyin tarihidir. Tarih, doğanın tarihidir. Tarih ormanların, denizlerin, uzun uzadıya giden yolların tarihidir. Kentlerin doğduğu günden bugüne, köylere ne olduğunun tarihidir. Tarımın, beslenmenin geçmişten bugüne ne duruma geldiğinin tarihidir. Tarih, nesli tükenmiş veya tükenmeye yol tutmuş hayvanlar ile bugünlerde tecavüz edildiğini sıkça duyduğumuz hayvanların da tarihidir. Tarih, teknolojinin, ekonominin, sınıfların, ezilenlerin, sömürenlerin, savaşların tarihidir. Tarihsel olarak bakmak için tarihi böylesine geniş yelpazede ele almak gerekir. Öteki türlüsü tarihsel bakmak değil, tarihe dair spesifik bir bakış açısı sunmak olur. Bugün insanlık tarihi başlığının hegemonyası ile başlanarak anlatılmaya çalışılan tarih, insanın merkeze alınması ve her şeyin merkeze göre yorumlanmasından başka bir şey değildir. Fakat tarihi en az her canlı gibi insanla birlikte hatta belki de daha önce başlayan, ayrıca insanlarca tahakküme ve tahribata uğrayan doğanın tarihi de en az insanlık tarihi kadar acıdır.

Kabaca tarih, dünyanın oluşumuyla birlikte başlayan dünya tarihi aynı zamanda doğanın da tarihidir. Doğada bir denge mevcuttur. Sistematik bir döngünün varlığı doğayı ve dünyayı dolayısıyla en az her canlı kadar insan yaşamını da ayakta tutar. İhtiyaçlar ekseninde üretme ve tüketme mantığının kaçınılmaz olduğu insanlar, doğadan faydalanır. Doğa da faydalı bir çok yanıyla buna açıktır. Doğa tüketilmeye karşı değildir. Fakat hunharca tüketilmeye ve tahrip edilmeye açık da değildir.

İlk başlarda doğa ile ilişkisini deneme yanılma yoluyla ve ihtiyaç eksenli kuran insanların toplumlaşması -sınırlarca hakimiyetler kurup sınıflaşması-devletleşmesi derken bugüne kadar gelmesi, ilerlemesi ve bütün bunları savaşı yerine göre araçsallaştırarak ve geniş bir zaman diliminde amaçsallaştırarak gerçekleştirmesi, en başta doğa ile olan karşılıklı ilişkiyi bozdu. Yerine insanı merkeze alan bir anlayış ile doğadan sadece faydalanmaya ve ihtiyaç tartışması veyahut muhasebesi yapılmaksızın salt üretime yüz çevrildi. Bu minvalde, üretimin yarattığı ihtiyaç fazlası ile kurulan sömürge imparatorlukları sadece doğayı değil, insanları da sömüren bir hal aldı. Sadece azınlık bir grup adına tüketilen ve tahrip edilen doğa, azınlık grupların kendini yeniden ihya etmek adına yaptığı savaşlarda göz ardı edilen doğa ve azınlık gruplara karşı adil yaşam mücadelesi verenlerin açtığı savaşlarda göz ardı ettiği doğa hali tüm dengeleri kısır bir döngüye soktu.

Tüm bu spesifik tarih bakış açısının oturduğu paradigma, kabaca, üretim-hayatta kalma-ihtiyaç-ilerleme anlamında gelişim gibi ekonomik olarak algılanabilecek altyapılarca tarif edilebilir. Fakat teknoloji ve bilim dünyasının uzaya çıkılacak kadar geliştiği, yaklaşık 8 milyarlık bir dünya nüfusunun iki katı kadar üretimin gerçekleştiği dünyada, hayatta kalmak da ihtiyaç da kıtlık da geçmişte kalmış başka bir dönemin konusuydu. Ve bu paradigmanın sonucunda, asırlardan bugüne doğa adına bizlere bırakılan miras bir krizden ibarettir ve krizimizin adı Ekoloji Krizidir. Francis Bacon’un dile getirdiği üzere, “ Bilimin gayesi doğa düzenini anlama ve onunla uyum içinde yaşamaktan çıkmıştır. Bilimin gayesi doğaya egemen olma ve onu denetleyecek bilgiyi elde etme olmuştur.”  Teknolojik ilerleme düzeyi de bilimin gayesi ile paralel bir anlayış ve ilerleyiş içindedir ve bilim de, teknoloji de bütün bu haliyle tekelleşmiş ve dünyaya, doğal düzene değil başka bir şeye hizmet etmektedir. İşte ekolojik kriz bu derinliktedir.

Bu kriz, doğanın artık sürdürülebilir olmayan bir yola sokulmasıdır. Betonlaşmadır ve beraberinde karbondioksittir. HES’ler,  barajlardır ve beraberinde su sıkıntısıdır. Nükleerdir, radyasyondur, beraberinde kanser ve türlü türlü hastalıklardır. Madendir, Soma’dır, Ermenek’tir ve beraberinde kesilen onlarca ağaç, kazılan onlarca toprağın çaldığı milyonlarca canlının hayatıdır. Doğanın hunharca tahribe uğraması, en belirgin haliyle iklim değişikliğidir, küresel ısınmadır. Kutupların erimesi, metrelerce kar yağan bölgelerin karı yavaş yavaş unutmasıdır.  Bu kriz, kirli bir hava ve susuz, verimsiz bir topraktır. Genetiğiyle oynanmış sağlıksız sebze ve meyvedir. Yapay gübredir. Ve eskiden hastaneye yılda birkaç defa yolu düşen insanların, hastanede kuyruklar oluşturmasıdır bu kriz. Denizlerin doldurulması ile yol yapılması, yaylaların yeşil yol projelerine heba edilmesiyle rantın işler kılınması, kasırgadır, seldir, felakettir ve türlü türlü hayvanları, canlıları, deniz gibi, yaylalar gibi yuvalarından mahrum etmektir bu kriz. Kısaca özetleyecek olursak; doğa ile insan ilişkisi, insanın merkeze alınması ile devam ettirilirse gelecekte yaşayacak bir doğa, bir düzen, bir denge, dolayısıyla bir dünya kalmayacak demektir: Ekolojik Kriz.